4 Haziran 2012 Pazartesi

ATATÜRK ARBORETUMU


                                               MERHABA
İnternette tesadüfen fotoğraflarını görüp haberdar olduğum ve gidipte görmek istediğim bu yere nihayet bugün gidebildik.Neresiymiş orası derseniz adı ''ATATÜRK ARBORETUMU''
Yeri Sarıyer Bahçeköy'de  Belgrad Ormanları'nın yakınında.Google harita güzel veriyorda kaydedemedim bulduğum sayfayı.
İlk başlarda kelimeyi söylemekte biraz zorlandım.Hatta içimden yolda birine sormaya kalksak adını doğru telaffuz edemeyip rezil oluruz be dedim :)
Anlamını bilince biraz daha kolaylaşır dedim sonra araştırdım ne ola ki bu arboretum diye Vikipedi'de aşağıdaki tanımı buldum dedim ama silip link vermek zorunda kaldım çünkü o satırları buraya ekleyince sayfamın renkleri mahvoldu.Wikipedi'de
Atatürk Arboretumu'nun kapısındaki yazıda da bilimsel çalışmaların yürütüldüğü canlı ağaç müzesi olarak açıklamışlar.
Türkiye'de iki tane varmış.Biri Atatürk Arboreteretumu diğeri ise hem buradan daha büyük hem de özel  Karaca Arboretumu.İsminden de anlaşılacağı gibi Karaca olan TEMA'nın kurucusu Hayrettin Karaca'nın kurduğu bir arboterummuş.
Orası için bilgiyi buradaki linkten alabilirsiniz.Karaca Arboretumu
Neyse ben geleyim gezip gördüğüme.İnternetten okuduğumda hafta sonu ziyaretlerinin sadece üyelerine ait olduğuydu ki bu hala geçerliymiş.Yani hafta sonu içeriye girilmiyor.Sadece hafta içi gidip gezilebiliyor.
İnternette ücretsiz olduğu yazıyordu bunu bu sene itibari ile değiştirmişler Girişler ücretli olmuş.Öyle fazla birşey değil ama bilgi olsun.Büyükler 2 liraya küçükler 1 liraya biletleri aldıktan sonra içeri giriş  serbest :)
Ben gidesiye kadar benimkiler beynine kazıdım.Bu gideceğimiz yer diğer gittiklerimiz gibi değil.Onlar da anaları ve babaları gibi aman şundan bu olur bunu burada kullanırım şundan da bu olur deyip deyim ne varsa etrafta toplayan tiplerdir.Hiç bir şey almak, koparmak yok bir şeye zarar vermek yok burası bir müze ve bilimsel araştırmalar yapılıyormuş aman ha ona göre laflarını dinlemekten çocuklar artık sıkıldılar.Ama içeride gerçekten toplanacak güzel şeyler vardı ben bile kendimi zor tuttum :) Orada herhangi bir şey satılmadığı içinde yanımıza çocukları susturabilecek bir kaç şey aldık.Ekmek arası birşeyler,ayran ve tabii ki su.Gerçi sonra gördük ki içeride çeşmeler var ve hem de içilebiliyor.Bizimkiler hemen dadandılar tabii ki.
Çalışanlar otları biçiyordu biz bir yerinden geçerken, uzun zamandır biçilmiş ot kokusu almamıştım çok özlemişim o kokuyu,çok severim o ot çimen kokusunu.

Fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi içerisi gerçekten çok hoş ve çok güzel.


         
Nilüferler bir harikaydı öyle güzel ve zarif görünüyorlardı ki anlatamam
             

                
Bir kaplumbağayıda nilüfer çiçeğinin yaprağında soluklanırken yakaladım :)
Öyle şirindi ki :)
              

 Ördekler ben fotoğrafı çekmeye çalışırken bir parça ekmeği bölüşmek üzere çekiştiriyorlardı ki bir bastım düğmeye bir de baktım ki bunlar olay mahalinden dağılmışlar bile hemencecik bu ne hız yahu dedim :)Sonra bilemem minik balıklara kalmış olabilir ekmekler.
            

                                    Bu yol inanılmaz güzeldi.İki kardeşi fotoğrafladım ben de 
            


 Bu kaplumbağada  karada yakaladığımız bir arboretum sakini bizim sesi alınca bir hızlandı ki :)
 Tam belli olmadı ama burada bir kuş evi var ve ben onu çekmeye çalıştım ama başarı oranım çok yukarılarda olmadı :)

                                                Bu ağaçlar çok ilginç geldi bize
Mantarlar
                         Gingo biloba ağacınıda yakından görmüş olduk.Türkçesi de Mabet Ağacı'ymış.


                                       Bu da Amerikan Lalesi imiş.Kendileri ağaçta büyüyormuş :)





 Bu minicik biri kızarmış biri sararmış çilekleri görünce içim gitti şimdi bunlardan olacak şurada bir tarla nasıl yenir dedim.Burada tek tük vardı minicikler bunları yesen ne olur yemesen ne olur :)


 Bu da bizim ağaçların adlarının ve nereden geldiklerinin yazılı olduğu kağıtları okuma gayreti içinde olan minik yardımcımız.:)
                     Bu ağaçlarda çok çok ilginçti suyun içinde büyüyorlardı kökleri de ayrı bir  ilginçti.


Sonra arka tarafa geçip bakalım acep bu ağaçlar nedir nereden gelmiştir dedik baktık ki
kendileri Amerikan Bataklık Servisindenmiş :)

 Tabii ki bu içilebilir yazısı bu gölet için değil tahmin edeceğiniz üzere çeşmeye ait ama çeşme nerede çeşmeyi çekmemişim hem önemli olan içilebilir olması di mi çeşme değil ki di mi ama :)))



                                    Bu ağacada bayıldık içine gir otur bizimkilerde aynını yaptı :)

                                           Bu da sırla ağacının meyvesi oluyor herhalde
 Bunu görünce benim aklıma çocukluğum geldi bilmem sizlerde yiyormuydunuz bunlarda.Bizim oralarda bunlara biz çoban ekmeği derdik uçtaki tazecik kısmı koparıp yerdik.Çocukluğa ait tanıdık birşeyler görmek çok güzel oluyor.

                                         Bu da bildiğimiz sarı kantoronun ta kendisi









                Aslında tam girerken çekmem gerekiyordu ama ben çıkarken çektim bu giriş kısmını..
                        Bu da artık dönüş yolunda çekilmiş bir kare olarak sona eklendi efendim.


          Neyse işte böyle bugün hem kelime hazinemizi hem bilgi hazinemizi geliştirdik.Gözümüze                          ruhumuza güzellikleri depoladık çıktık geldik.Bu güzellikleri görmeniz dileğimle
          Diğer mevsimlerde de ayrı bir güzellik olacağından adım gibi eminim.Hele ki o sonbahardaki renk cümbüşünde  kısmet belki yine gideriz.
          Umarım diğer arboretumuda görebilirim dileğimle ayrılıyorum.
              SEVGİLER
NOT :Fotoğraf makinemin tarihini yanlış ayarlamışım 4'ü yerine 5'i yapmışım artık yapacak birşey yok.
Bu yazıda amma sorun yaşadım epey sürdü yazıyı yayımlamam hatalar ve eksikler için kusura bakmayın lütfen.

6 yorum:

fiamma dedi ki...

Harika bir gezi olmuş hepinize, çok güzel huzur yayan dinlendiren bir mekan, sonbaharda da ayrı güzel oluyor tavsiye ederim.

F.Gülden YAPAR dedi ki...

Çok güzel fotoğraflar Nurhancığım bayıldım ne kadar huzur dolu bir yer,çok teşekkürler :)

nrhnmrl dedi ki...

Fiammam evet evet ben de sonbaharda ayrı bir güzel alacağına kanaat getirdim inşallah gideriz yine teşekkürler

nrhnmrl dedi ki...

Gülden ablacım çok teşekkür ederim rica ederim zevkle :)

miniamania dedi ki...

İnanın bloğunuzu ya da bloglarınızı inceledikce sizi bir kez daha takdir ediyorum. Bu ne güzel bir paylaşım. Yazının başındaki samimi itirafınıza gelince ben de size söyleyeyim bu yaşıma dek benim de bilmediğim bir sözcükmüş hayıflandım doğrusu ama sayenizde hem öğrenmiş oldum hem de gezmiş kadar oldum . Onca yıllık bir İstanbul'lu olarak daha ne kadar çok bilmediğim yerleri olduğunu öğrenmiş oldum.
Teşekkürler size
saygılarımla

nrhnmrl dedi ki...

Evet Nihat bey daha ne bilmediğimiz yerler vardır birbirimizden öğreniyoruz işte.Yaşasın paylaşmak.
Öğrenmenin yaşı yok demişler ne kadar da doğru.
Ben teşekkür ederim.
Saygılarımla