yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ekim 2011 Çarşamba
''TUTUN ELLERİMDEN''
Ümit Sayın & İzel - Tutun Ellerimden 2011 | video.mynet.com
Zor günler geçiriyoruz.Gelen vuruyor giden vuruyor.Birini saramadan diğeri geliyor.Bu kış zor geçecek.Allah birbirinizi yemeyin kenetlenin diyor.Yardımlar çığ gibi büyüyor ama televizyonlarda hala yardım ulaşmayanları gördükçe çok üzülüyorum.Depremde yıkılan evleri gördükçe insanın içi kin ve nefretle doluyor.Kime kin kime nefret.
Dün Gülben de dinlemekten ve okumaktan büyük zevk aldığım Üstün Hoca vardı.İlk on onbeş dakikasını izleyebildim.Ahlaklı olanın ki değil ahlaksız olanın ki yıkılıyor dedi.Halbuki dördüncü sınıftan itibaren okuduğumuz bir ders var di mi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi diye.Ama hangi dersimiz bizi hayata hazırlamış ki.Ezberle geç sistemiyle ahlak bu kadar oluyor demek ki.Babaannem (Allah selamet versin)hep sokma akıl dokuz adım gider derdi.
İstanbul'da derenin taştığı ve kaç kişinin o sularda gittiğini hatırlayanlar vardır.Hani mağazanın birinin bütün eşyaları sular içinde kalmış ve dışarılara dökülmüştü. Ve insanlar o tabak çanaklara nasıl saldırmış itişip kakışıp paralanmışlardı bir tabak fazla alabilmek için.Ya nasıl böyle bir durumda insanlar böyle bir davranış sergileyebiliyorlar ki diye düşünmüştüm.Sonra bir dizi izlerken bir söz söylendi.Açın ahlakı olmaz.Ha demek bu dedim.
Ama en kötüsü herhalde insanın gözünün aç olması diye düşündüm sonra, depremde yıkılan evleri gördükçe.Ama kimse kendini ahlaksız olarak görmüyor.Dedem milletin dini imanı para olmuş derdi.Din iman ahlak hepsi para olmuş.Onu kazanmak için yapmayacakları yok.Kaç kişi ölürse ölsün.Yeter ki cebine para girsin.
Bir günah keçisi bulunur bütün suç ona yüklenir olur biter.Büyük felaketlerde tek bir suçlu yoktur bir çok insanı etkileyen bir olayda birden fazla suçlu vardır.Ön planda olanlarda değil sadece arka planda olanlarda iş bitiyor.Ama o halkada en güçsüz olan ortaya atılır.
Biz ilk orta okulda okurken her sene Kızılay için zarflar dağıtılır ve herkes içine kesesine göre para koyardı.Şimdide var mı, bizim okulda mı yapılmadı ben mi kaçırdım bilemiyorum.Bu çadır işi gerçekten çok önemli.Dün programa bağlanan bir depremzede sadece çadır istiyoruz.Başka bir şey olmasa da olur sadece çadır diye nasıl yalvarıyor.Çok büyük çadır eksiği var.Umarım yapılan yardımlarla bu eksikler giderilir ve tüm ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır.
Dün akşam ben de iki üç paket hazırladım eşim bugün kargoya verecekti okula gidince gördüm ki okulun kapısının yanına bir sürü paketler yığılmış getiren oraya koyuyor.Hemen eşimi aradım tek gideceğine toplu halde gitmesi daha iyidir dedim.Ve okula bıraktık.
Bunu şunun için yazdım hani olur da yardım etmek isteyenler vardır ama kargoya ulaşamayacak durumdadır evlerinin yakınlarında ki okullarla bir görüşsünler mutlaka bir şeyler yapılıyordur ya da yapılacaktır.Birlik olmadan yaralar sarılmaz.
Tam bir şeylerle uğraşmaya başlamışken bu acı olaylar üst üste gelince içimden hiç bir şey yapmak gelmemişti.Üstün Hoca yine duruma el koydu'' mutlu olmak zorunda değiliz cesur olmak zorundayız.''
Cesur olmak, çalışkan olmak, ahlaklı olmak, vicdan sahibi olmak zorundayız.
Okula giderken haberlerde Van'da yine askerlerimizin şehit olduğunu haber veriyordu....:((Allah rahmet eylesin.)
Ne doğru sözler söylemişler.
Ahlak olmayan yerde kanun hiçbirşey yapamaz.
Ahlakın çoğaldığı yerde devletin masrafı azalır.
Corci Zeydan
Herşeyden önce maneviyat,kalp ve vicdan gücü yüksek tutulmalıdır.
Atatürk
SEVGİLER
22 Ağustos 2011 Pazartesi
SİZ SİZ OLUN
Merhaba,
Bugün SİZ SİZ OLUN yazısı yazmak istedim.Aklımızın bir köşesinde dursun.
Siz siz olun üstünden 2-3 yıl geçmeden (bilemiyorum belki de daha fazladır) asla asla,ödediğiniz faturaların(elektrik,su,doğalgaz,telefon ya da ne bileyim aklınıza gelen gelmeyen)hiçbir makbuzunu atmayın.
Yoksa bilmem kaç yıl sonra karşınıza bunları ödememişsiniz icraya verildiniz gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz.
Eğer makbuzunuz duruyorsa şanslısınız ama yine de itiraz etmek için o borcu ödemenizi daha sonra da makbuzu getirip itirazınızı yapmanızı isterler.Şayeeet makbuzunuz durmuyorsa bizim ki gibi işte o zaman yandınız.Ne deseniz boşa gider.
O yüzden iş işten geçmeden kendinize bir iyilik yapın ve bütün makbuzlarınızı, faturalarınızı saklayın.
Bu siz siz olun da akrabalardan
Siz siz olun eğer evinizi kiraya veriyorsanız bütün elektrik,su,telefon,doğalgaz sözleşmelerini kiralayan kişinin adına geçirmeyi unutmayın.İnsanların iyi niyetini suistimal edebilen o kadar çok kişi var ki sonradan ahlanıp vahlanmamak için tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.
İyi niyetli insanlar herkesi kendisi gibi iyi niyetli zannediyor.Güven duymak suç olmuş cezasınıda maddi manevi çektiriyorlar.Hiç bir şeyin önemi yok paradan başka birçok insan için.Çok üzücü :(
Sevgiler
Bugün SİZ SİZ OLUN yazısı yazmak istedim.Aklımızın bir köşesinde dursun.
Siz siz olun üstünden 2-3 yıl geçmeden (bilemiyorum belki de daha fazladır) asla asla,ödediğiniz faturaların(elektrik,su,doğalgaz,telefon ya da ne bileyim aklınıza gelen gelmeyen)hiçbir makbuzunu atmayın.
Yoksa bilmem kaç yıl sonra karşınıza bunları ödememişsiniz icraya verildiniz gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz.
Eğer makbuzunuz duruyorsa şanslısınız ama yine de itiraz etmek için o borcu ödemenizi daha sonra da makbuzu getirip itirazınızı yapmanızı isterler.Şayeeet makbuzunuz durmuyorsa bizim ki gibi işte o zaman yandınız.Ne deseniz boşa gider.
O yüzden iş işten geçmeden kendinize bir iyilik yapın ve bütün makbuzlarınızı, faturalarınızı saklayın.
Bu siz siz olun da akrabalardan
Siz siz olun eğer evinizi kiraya veriyorsanız bütün elektrik,su,telefon,doğalgaz sözleşmelerini kiralayan kişinin adına geçirmeyi unutmayın.İnsanların iyi niyetini suistimal edebilen o kadar çok kişi var ki sonradan ahlanıp vahlanmamak için tedbiri elden bırakmamak gerekiyor.
İyi niyetli insanlar herkesi kendisi gibi iyi niyetli zannediyor.Güven duymak suç olmuş cezasınıda maddi manevi çektiriyorlar.Hiç bir şeyin önemi yok paradan başka birçok insan için.Çok üzücü :(
Sevgiler
19 Ağustos 2011 Cuma
Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı
Şehitler ölür
Altı yaşındaydım.
İhtiyar bi komşumuz vardı.
Altı yaşındaydım.
İhtiyar bi komşumuz vardı.
90 küsur...
Vade doldu.
Vefat etti.
Dün gibi hatırlıyorum...
İlk kez tanışmıştım ölümle.
Yas ilan edilmişti mahallede.
Televizyon açmak yasak.
Radyo kısılacak.
Teybe hiç dokunma...
“Duyulur, ayıp olur” deniyordu.
Yüksek sesle bile konuşulmuyordu.
Herkes fısır fısır.
Sokağa çık ama...
Sakın top oynama.
Anneler toplanırdı, komşu evinde.
Babalar toplanırdı, kapı önünde.
Ve, cami...
“İnsan”a yakışır bir vakar.
Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağ olsun temennileri, sonra hep birliktemahalleye dönüş...
Hüzün korteji.
*
Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı
bile böyle uğurlardık...
Hatırlarsınız.
*
E bakıyoruz bugün...
Tivilerde şarkılar, türküler.
Radyolar şen şakrak.
Kim kimi düdükledi, tam gaz.
Maçlara devam.
Hâlâ, parite marite filan.
*
Bıyıkları terlememiş fidanlar onar onar düşüyormuş, hikâye.
Sen bak borsa düşmesin.
*
Şehitlerin cenazeleri henüz toprağa verilmedi, Ankara’da Somali için yağmur duası yapıyorlar iyimi... Sinem Kobal’ı törenle Madrid’e uğurlamıştık, Nihat Doğan, Ajda, Sertab Erener ve MuazzezErsoy’u da Başbakanımızla beraber Mogadişu’ya uğurluyoruz hayırlısıyla.
*
(Balık Ayhan’ı Kaddafi’ye, Ciguli’yi Barzani’ye, Kiboş’u da Beşar Esad’a gönderdik miydi, tamamdırbu iş.)
*
Ne diyelim... Allah içinize sindirsin kardeşim.
*
Bayrama kadar iki pusu daha yersek, yılbaşı şenliklerini bile öne çekeriz tahminim.
Vade doldu.
Vefat etti.
Dün gibi hatırlıyorum...
İlk kez tanışmıştım ölümle.
Yas ilan edilmişti mahallede.
Televizyon açmak yasak.
Radyo kısılacak.
Teybe hiç dokunma...
“Duyulur, ayıp olur” deniyordu.
Yüksek sesle bile konuşulmuyordu.
Herkes fısır fısır.
Sokağa çık ama...
Sakın top oynama.
Anneler toplanırdı, komşu evinde.
Babalar toplanırdı, kapı önünde.
Ve, cami...
“İnsan”a yakışır bir vakar.
Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağ olsun temennileri, sonra hep birliktemahalleye dönüş...
Hüzün korteji.
*
Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı
bile böyle uğurlardık...
Hatırlarsınız.
*
E bakıyoruz bugün...
Tivilerde şarkılar, türküler.
Radyolar şen şakrak.
Kim kimi düdükledi, tam gaz.
Maçlara devam.
Hâlâ, parite marite filan.
*
Bıyıkları terlememiş fidanlar onar onar düşüyormuş, hikâye.
Sen bak borsa düşmesin.
*
Şehitlerin cenazeleri henüz toprağa verilmedi, Ankara’da Somali için yağmur duası yapıyorlar iyimi... Sinem Kobal’ı törenle Madrid’e uğurlamıştık, Nihat Doğan, Ajda, Sertab Erener ve MuazzezErsoy’u da Başbakanımızla beraber Mogadişu’ya uğurluyoruz hayırlısıyla.
*
(Balık Ayhan’ı Kaddafi’ye, Ciguli’yi Barzani’ye, Kiboş’u da Beşar Esad’a gönderdik miydi, tamamdırbu iş.)
*
Ne diyelim... Allah içinize sindirsin kardeşim.
*
Bayrama kadar iki pusu daha yersek, yılbaşı şenliklerini bile öne çekeriz tahminim.
Yılmaz Özdil
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Başlığa Ne Hacet
Kesin güneşi kaçırdılar yerine çakma güneş koydular anlaşılmasın diye de batmasına bir iki saat kala görünüyor sonra zaten batma zamanı geliyor batıp gidiyor.Olmadı yağmur yağıyor.Tamam yağmura bir itirazım yok berekettir ama güneşi özledim.Bizzat kendisini aramızda görmek istiyoruz.
Dün Gülben de Nebil Özgentürk vardı.Yaptığı belgeselleri de kendisini de severim.Bunları gençler duysun öğrensin bilsin hiç birşey bu kadar kolay değil dediği bir kaç olayı anlattı Nebil Bey.Bir tanesi şu;
Hasan Ali Yücel'in ,Milli Eğitim Bakanı olduğu zamanlarda bir burs veriliyor ama yokluktan sadece bir öğrenciye burs verilebiliyor ve o öğrenci yurt dışına eğitime gönderiliyor.Hasan Ali Yücel'in önünde iki seçeneği var bir Can Yücel diğeri Gazi Yaşargil.Bildiğiniz gibi Can Yücel , Hasan Ali Yücel'in oğlu.Gazi Yaşargil'de bir fakirin ailenin oğlu.Hasan Ali Yücel seçimini yapıyor ve bursu Gazi Yaşargil'e veriyor.Ve onun yurt dışında burslu okumasını sağlıyor.Kendi oğluna torpil yaptı demesinler diye.
Bu seçimden sonra Can Yücel ne yapıyor(bir tahmin), kendi harçlıklarından yurdışı eğitimi için biriktirdiği parayı arkadaşı Gazi Yaşargil'e yolluk olarak veriyor.Gönlünün yüceliğine bakar mısınız?
Ve Gazi Yaşargil Amerikan Beyin Cerrahları Birliği tarafından “yüzyılın adamı” seçiliyor.Verdiği bursla böyle önemli bir bilim adamının yetişmesini sağladığı için Hasan Ali Yücel'e sonsuz teşekkürler.Allah nur içinde yatırsın.
Sonra biraz daha araştırdım ve neler öğrendim.
Can Yücel'in üç çocuğu olmuş.Çocuklarından Su Yücel ressam ,Güzel Yücel'in akademisyen olmuş.
Ve Kanada’daki başarılı akademik çalışmalarıyla tıp dünyasında prestijli bir yere sahip olmayı başaran Prof. Dr. Yeni Hasan Yücel geçtiğimiz günlerde literatürü değiştiren bir çalışmasıyla New Yok Tıp Akademisi tarafından ödüllendirildi.(bu da üçüncü çocuk.)
Yeni Hasan Yücel'in yurtdışında okumasına kim destek vermiş dersiniz ben Milli Eğitim Bakanlığımız demek isterdim burada ama maalesef diyemiyorum.Yeni Hasan YÜCEL'İ okutan masraflarını karşılayan Gazi Yaşargil olmuş.
Yapılan iyilikler unutulmuyor.Yeter ki iyi yürekli insanları bulsun.
Bu güzel haberler,başarılar bizi onurlandıracak işler niye bizim televizyonlarda genişce yer almıyor anlamıyorum.Bir kendini bilmezin takside ünlü sevgilisini dövdüğünü hepimizin beynine kazımasını biliyorlar.
Yeni Hasan Yücel'le yapılan röportajı baştan sona okumak için buraya tıklayın lütfen.
Nebil Bey ''Bir Yudum İnsan'' belgesellerinin dvdsini korsan yayınlar yüzünden çıkarmak istemiyormuş isteyene yollayayım dedi ben istiyoruuuum.Çocuklarıma büyüyünce izletmek istiyorum.Nebil Bey Allah size uzun ömür ve sağlık versin ki daha nice güzel işler çıkarın bizler de izleyelim. Nebil'in anlamına baktım adını çok güzel taşıyor.
nebil; (arapça) erkek ismi 1.
Bu arada Nebil Özgentürk'ü baba olma heyecanı sarmış.Hiç bir haber umdumda değil diyor Ladin öldürülmüş bilmem ne olmuş hiçbiri dikkati mi çekmiyor diyor.
22 yaşına yurtdışında okuyan ikizleri var.Onların nasıl büyüdüğünü hatırlamıyor çünkü doğduklarında meslek hayatının başlarında ve sürekli haberden habere koşuyor.Şimdi çocuğun tadını çıkarmak istiyormuş.
Ne kadar güzel tabii ki çıkarsın Allah uzun ömürler versin üç çocuğuna da kendisine de.Tüm güzellikleri yaşasınlar sonuna kadar Allah mutlu etsin.
Hayatınızda her şey güzel olsun...
SEVGİLER
7 Mart 2011 Pazartesi
KADIIIIN KADIIIN
Dünya emekçi kadınlar günü bugün .
Bizim ülkemizde her gün kadınlar günü.Her gün bir kadın bir erkek tarafından öldürülüyor her gün en az bilmem kaç kadın kocasından dayak yiyor .Dizilerin fragmanlarından bile tokat sahnesini eksik etmiyoruz ne olacak yani di mi?
Aslında bizim ülkemizde emekçi erkekler günü olsaymış ya emek verip o kadar dayak atıyorlar emek verip öldürmek için o kadar çaba sarf ediyorlar yazık onlara :/
Bir kadın gittiğinde hayatlarında nelerin değişeceğini anlamayan bir sürü erkek müsveddesi var ülkemizde.
Allah onların tez zamanda hem bakar kör gözlerini hem de kararmış gönül gözlerini açsın diyorum.
Ne güzel yazmış Bekir Coşkun, ellerine ve yüreğine sağlık.
KADINLAR GİTTİKLERİNDE
KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar. Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde 'yetim-öksüz' kalan çok olur: Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar. Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur sak sıların. Sık sık boynunu büker 'sarıkız'. O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz. Bir kadın gittiğinde... Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci... Bir anne gider... Bir dost.. . Bir arkadaş... Bir sevgili... Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde. Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır. Kapı eşiğindeki 'Dikkat et...' duyulmaz, annesi gitmiştir 'geç kalma'nın. Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok 'yetim' bırakmıştır arkasında.
Bekir Coşkun
Hint mitolojisine göre kadının yaratılışı
KADIN Tanrı,yaprağın hafifliğini,ceylanın bakışını,güneş ışığının kıvancını,sisin gözyaşını aldı;rüzgarın kararsızlığını,tavşanın ürkekliğini buna ekledi.Onların üzerine,kıymetli taşların sertliğini,balın tadını,kaplanın yırtıcılığını,ateşin yakıcılığını,kışın soğuğunu,saksağanın gevezeliğini,kumrunun sevgisini kattı.Bütün bunları karıştırdı,eritti ve kadın yaptı.Yarattığı kadını sevsin diye erkeğe armağan etti.
Yaşasıın birinciliğimiz de varmış. Ne mutlu bize...
Dünya emekçi kadınlar gününüz kutlu olsun (mu?)
Keyifli güzel günler.
SEVGİLER
28 Ocak 2011 Cuma
İYİ TATİLLER ÇOCUKLAR
Ateş ölç, ateş düşür, yüz yıka gece uykusuz geçti.Bir de o sayıklamalar gözleri açık ama ateşten dolayı saçmalamalar aklı başına gelsin diye sorular sormalar doğru yanıtı alasıya kadar üstelemeler espiri yapıp güldürmeler yani gece çok yoğun geçti.Şimdi daha iyi kaç arkadaşla konuştuysam hemen hemen aynı durum yaşanıyor evlerde.Büyük oğlum bu yüzden karne almaya gidemedi biz küçükle gidip karnelerimizi aldık..
Pastalar yenildi, karneler alındı, üstüne fotoğrafları basılı kupalar alındı,öğretmenlerinin hediye ettiği sweatshirtleri alındı, iyi tatiller dilenip evin yolu tutuldu.
Mertimin karnesini ve kitabını biz verdik gidemediğinden dolayı.Şimdi iyi ,sevindikleri şey şu oldu dün ,Hürriyet Çocuk Kulübünün hediye davetiyesine başvurmuşlardı.Dün hem Ogün için hem Mert için aradılar ve cumartesi günü Mickey'nin Müzik Festivali'ne davetiye kazandıklarını öğrendiler çok gitmek istiyorlardı ama biletler çok pahalı olduğu için böyle bir şansımız yoktu.Demek ki gerçekten çok istemişler ki davetiye kazanmışlar yarına kadar iyi etmem gerekiyor ki zevkle izleyebilsinler.Tam bir karne hediyesi oldu onlara.Çokta sevindiler.
Küçük oğlumun ilk karnesi ana sınıfının birici dönemini bitirdik.''Çocuk Yaşadığını Öğrenir'' ana sınıfımızın karnesinde yazıyor.Çok güzel bir yazı,öğreti,saptama ,nasihat artık ne dersek diyelim hepsi uyar.
Çocuk Yaşadığını ÖğrenirEğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,"Kınama ve ayıplamayı öğrenir"Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,"Kavga etmeyi öğrenir"Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,"Sıkılıp utanmayı öğrenir"Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,"Kendini suçlamayı öğrenir"Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,"Sabırlı olmayı öğrenir"Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,"Kendine güven duymayı öğrenir"Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,"Takdir etmeyi öğrenir"Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,"Adil olmayı öğrenir"Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,"İnançlı olmayı öğrenir"Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,"Kendini sevmeyi öğrenir"Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,"Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir"Yazan : D.Nolte, 1975Çeviren : D.Cüceloğlu
Diğer güzel şiirlerde netten bulundu ve buraya konuldu
Çocuğumuza,
Sürekli meşguldüm o kadar sene
Seninle doyasıya oynayamadım.
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.
Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez, başımdan savdım.
Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.
Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk,
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
ona dokunmak için uzandığımda,
Ellerim boş kalır yüreğim buruk.
Artık ne resimler, ne de oyunlar
Ne "İyi geceler", ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.
Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun üstelik bomboş
Keşke istediklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.
Alice Chase
Ektiğinizi Biçersiniz
Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!
Onun gözünün önünde kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!
Onun gözünün önünde kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.
Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.
Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç islerse, kendisinden özür dileyin!
Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!!
Keyifli tatiller tüm çocuklara
SEVGİLER
14 Aralık 2010 Salı
SEVMEK İSTESEM DE SEVEMEM ARTIK
ÖMÜR GÖKSEL-Sevemem Artık from kadıköyistanbul on Vimeo.
Müziği başlatmayı unutmayın lütfen.
Neredeyse bir aydır evde bilgisayar yoktu.Virüsler dadanınca tamire gitti .Neyse yapılması ,temizlenmesi ,eksiklerinin tamamlanması ile bilgisayarımıza kavuştuk.Bu sürede ne kimseyi okuyabildim ne de yazı yazabildim.
Dün fırsat bulup bir kaç yer gezebildim.
İlk önce sevgili lilacsmell'in başlattığı haftanın bloğu etkinliğini söyleyeyim duymayan kalmadı ama olsun.Gül'ün düşünüp başlattığı haftanın bloğu etkinliği için ilk tanıtımlar başladı ben de katılmak istediğimi mesajımda ilettim.Eğer katılmadıysanız ve katılmak istiyorsanız hemen mesaj yollayabilirsiniz.Gül'e çok teşekkür ediyorum.
İkinci sırada ise bir yeni yıl projesi var.Malum yeni yıl yaklaşıyor eskiden sınıfta veya aile içinde çekilişler yapar birbirimize küçük hediyeler alırdık.Kim kime çıktığını bilmezdi, çoğunlukla süpriz olurdu.Dün Sibel'in bloğunda ''Yeni yıla girerken hediyeleşelim mi?'' yazısını görünce o günler aklıma geldi ve hemen mesaj bırakıp ben de katılmak istediğimi bildirdim.Ben de dahil olmuş oldum böylece.Eğer sizlerde katılmak isterseniz Sibel'in bloğuna bir mesaj bırakıp mail adresine de adresinizi ve telefonunuzu bırakmanız ve hediye hazırlıklarına başlamanız yeterli :)
Bu arada severek izlediğimiz bir dizi daha o saçma ve anlamsız gelen reyting canavarına yenik düştü.Bazıları da yenik düşmek üzere.Deli Saraylı üstün körü bir bölümle sonlandırıldı.Reytingi yüksek olanların nasıl diziler olduğunu cümle alem biliyor biliyor da nasıl oluyor da saçma sapan ve de sapık ilişkilerle götürülen dizileri izlemeye meraklı halkımız bunların çocuklarına örnek olduğunu kavrayamıyor anlamıyorum.Ne yapmak istedikleri gayet açık zaten bir milleti nasıl çökerteceklerini beyinlerine neleri empoze edeceklerini iyi biliyorlar.
Şu reyting ölçme aletleri de kimlerin evine konuluyor merak ediyorum kim bu hepimizin adına karar veren ileri kesim!!!!
Daha önce söylediğim ama bilgisayarsızlıktan gerçekleştiremediğim folyo yazımı bugünden itibaren yazmaya başlayacağım.(Bu arada bu konu ile ilgili bir kaç tane daha mail aldım) Adım adım folyonun nasıl yapıldığını göstermeye anlatmaya çalışacağım umarım başarılı olurum çünkü çok fazla işlemi var bakalım artık çıktık yola dönüş yol :)
SEVGİLER
11 Ekim 2010 Pazartesi
İTHAL İNEK,LUGANO,URUGUAY,NE HALLERE DÜŞTÜN TÜRKİYE

DÜZELTME: Bu yazıyı yayımlarken mail adersime geldiğini yazıp gerçekte kime ait olduğunu araştıramamıştım.Aslında tahmin ediyordum tahminimde yanılmamışım:).Biraz önce aldığım bir maille araştırmaya başladım ve gerçek sahibini buldum.Hem yazarının adı ile hem de eksik olan yazının tamamı ile birlikte değiştiriyorum.
Bana mail atarak bu yazının kime ait olduğunu öğrenmeme neden olan Ümit Engin Özer Bey'e teşekkür ediyorum.
Bu mail az önce geldi, kesin bloğuma koyalıyım okumayan kalmasın dedim.
Sonumuz hiç hayra alamet değil sen büyüksün Allahım :(
Üretme tük'et durmak yok yola devam et
Devl'et
Cumhuriy'et
Siyas'et
Hüküm'et
Muhalef'et
Adal'et
Medyamız dördüncü kuvv'et
*
Bu kadar çok kullanırsan, biter tabii birader... İthal inekler geldi nihay'et!
*
Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen çipurayı çiftlikte yetiştirmeyi başaran Türkiye, dünyanın en güzel meralarına sahipken, ineği de taaa Uruguay'dan getirmeyi başardı.
*
Yeterli ineğimiz yok çünkü.
Koyun sayımız iyi.
Öküz de getireceklerdi aslında.
Şöyle bi baktılar etrafa...
E yeteri kadar var.
*
Var ama, hayvan başka şey...
Hayvancılık başka şey maalesef.
*
(Bakın, bu Uruguay'dan ilk önce Lugano gelmişti bize; Başbakan'ın takımı Fenerbahçe'ye... Tosun gibi çocuktur maşallah, bonservisi 6.5 milyon Euro'ydu, 4 yılda ödenen para 14.5 milyon Euro... Uruguay ineklerinin tanesi, 1.800 Euro... 8 bin tane gelecek, onlar da 14.5 milyon Euro... Hadi diyelim, inek yetiştiremiyoruz... Bi tane Lugano yetiştirip Uruguay'a göndermeyi becerebilseydik, inekler bedavaya gelecekti yani... O nedenle, Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay milli takımı Dünya Kupası'na katılıyor... Biz ise Uruguay ineklerinden mangal yapıp, Kupa'yı televizyondan seyredeceğiz anca.)
*
Top çevirmeyi bırakıp, kıyaslarsak...
Türkiye'nin nüfusu 72 milyon.
Alt tarafı 10 milyon ineği var.
Uruguay alt tarafı 3.5 milyon kişi.
13 milyon ineği var.
*
Netice itibariyle öz'et?
*
Üç çocuk değil marif'et...
Üç inek yapmak mahar'et.
Hüküm'et
Muhalef'et
Adal'et
Medyamız dördüncü kuvv'et
*
Bu kadar çok kullanırsan, biter tabii birader... İthal inekler geldi nihay'et!
*
Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen çipurayı çiftlikte yetiştirmeyi başaran Türkiye, dünyanın en güzel meralarına sahipken, ineği de taaa Uruguay'dan getirmeyi başardı.
*
Yeterli ineğimiz yok çünkü.
Koyun sayımız iyi.
Öküz de getireceklerdi aslında.
Şöyle bi baktılar etrafa...
E yeteri kadar var.
*
Var ama, hayvan başka şey...
Hayvancılık başka şey maalesef.
*
(Bakın, bu Uruguay'dan ilk önce Lugano gelmişti bize; Başbakan'ın takımı Fenerbahçe'ye... Tosun gibi çocuktur maşallah, bonservisi 6.5 milyon Euro'ydu, 4 yılda ödenen para 14.5 milyon Euro... Uruguay ineklerinin tanesi, 1.800 Euro... 8 bin tane gelecek, onlar da 14.5 milyon Euro... Hadi diyelim, inek yetiştiremiyoruz... Bi tane Lugano yetiştirip Uruguay'a göndermeyi becerebilseydik, inekler bedavaya gelecekti yani... O nedenle, Lugano'nun kaptanı olduğu Uruguay milli takımı Dünya Kupası'na katılıyor... Biz ise Uruguay ineklerinden mangal yapıp, Kupa'yı televizyondan seyredeceğiz anca.)
*
Top çevirmeyi bırakıp, kıyaslarsak...
Türkiye'nin nüfusu 72 milyon.
Alt tarafı 10 milyon ineği var.
Uruguay alt tarafı 3.5 milyon kişi.
13 milyon ineği var.
*
Netice itibariyle öz'et?
*
Üç çocuk değil marif'et...
Üç inek yapmak mahar'et.
YILMAZ ÖZDİL
25 Eylül 2010 Cumartesi
DEĞER VERMEK VE VERİLMEK
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim
O ne durur ne de unutur .
MEVLANA
Öğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi. Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazılı mavi bir kurdele taktı.
Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi. Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum yapacaklardı. Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı. Sonra ona iki kurdele daha verdi. ‘Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var’ dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi.
Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti. Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasınagitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı bir dehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti. Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici ‘Tabii, olur’ dedi. Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, ‘Bana bir iyilik yapar mısınız? Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız? Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanları nasıl etkilediğini araştırıyor’ dedi.
O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini söyledi. ‘Bugün başıma olağanüstü bir şey geldi. Ofisimde oturuyordum ve genç yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu yaratıcı bir deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun? Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana fazladan bir kurdele daha verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum’ dedi. ‘İş hayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsın ve seni seviyorum!’
Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamaya başladı, ağlıyor ağlıyor ağlıyordu. Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu..Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken, başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, ‘Ben de yarın intihar etmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum.’ Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı. Yaşamla ölüm arasında bir fark.
Netten alıntıdır
Hayatınızda kimler fark yaratıyor ve bu fark yaratanlar bunu biliyor mu? Ya da siz kimlerin hayatında fark yaratıyorsunuz ve bunu biliyor musunuz?Bilmek gerçekten güzel olurdu diye düşünüyorum.Hem hissederek hem de dillendirerek.
SEVGİLER
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim
O ne durur ne de unutur .
MEVLANA
Öğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi. Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazılı mavi bir kurdele taktı.
Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi. Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum yapacaklardı. Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı. Sonra ona iki kurdele daha verdi. ‘Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var’ dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi.
Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti. Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasınagitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı bir dehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti. Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici ‘Tabii, olur’ dedi. Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, ‘Bana bir iyilik yapar mısınız? Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız? Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanları nasıl etkilediğini araştırıyor’ dedi.
O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini söyledi. ‘Bugün başıma olağanüstü bir şey geldi. Ofisimde oturuyordum ve genç yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu yaratıcı bir deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun? Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde ‘Ben Fark Yaratan Bir İnsanım’ yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana fazladan bir kurdele daha verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum’ dedi. ‘İş hayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsın ve seni seviyorum!’
Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamaya başladı, ağlıyor ağlıyor ağlıyordu. Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu..Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken, başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, ‘Ben de yarın intihar etmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum.’ Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı. Yaşamla ölüm arasında bir fark.
Netten alıntıdır
Hayatınızda kimler fark yaratıyor ve bu fark yaratanlar bunu biliyor mu? Ya da siz kimlerin hayatında fark yaratıyorsunuz ve bunu biliyor musunuz?Bilmek gerçekten güzel olurdu diye düşünüyorum.Hem hissederek hem de dillendirerek.
SEVGİLER
18 Eylül 2010 Cumartesi
PARMAĞINIZI HİÇ TANIMADIĞINIZ BİRİNİN HAYATI İÇİN KESER MİSİNİZ?
Hepimiz gerçekten sevdiklerimiz için herşeyimizi vermeye hazırızdır.Özellikler de çocuklarımız için.Peki hiç tanımadığınız ilk defa gördüğünüz birisinin hayatı için parmağınızı veririydiniz?
Eşinizle bir tatile gittiğinizi düşünün şu anda bunun öncesinin bir önemi yok yani neden gittiğinizin nereye gittiğinizin,gitmeden önceki durumunuzun şu anda bir önemi yok.
Tatilde deniz kenarında dolaşırken kötü adamlarla karşılaşıyorsunuz bu kötü adamlar iki kız kardeşi rehin almışlar ve sizlerden hayatınızda ilk kez görmüş olduğunuz bu insanların hayatlarının karşılığında bir parmağınızı istiyorlar.
Parmaklarınızı keserseniz onların hayatlarını kurtaracaksınız.Eşinizden birisi için sizden de diğeri için bir parmağınızı istiyorlar. Eşiniz ne cevap verirdi? Siz ne cevap verirdiniz?Parmağınızı kesip hayatlarını kurtarırıydınız yoksa başka şeyler düşünüp korkup vaz mı geçerdiniz? Kabul etmeseniz ya da kabul etseniz bundan sonraki hayatınız nasıl olurdu?
Bu karar bundan sonraki yaşam kalitenizi nasıl etkilerdi?
Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
Devamı
Sevgiler
23 Nisan 2010 Cuma

HAYAT BİR ÇOCUĞA NASIL ANLATILMALI?
Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım:
Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını...
Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu, gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. Kitaplardan keyif almasını, ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.
Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...
Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.
Aşk acısı çekmenin hiç âşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret. Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret, başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı... Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.
Hayatı sorgulamayı öğret ona... Bilginin en büyük güç olduğunu öğret. Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.
Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret. Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı... "İstemiyorum", "hayır" demeyi öğret ona, istediğinde ise "istiyorum" demeyi, Sevdiğinde ise "seni seviyorum" diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını...
Sorgusuz sevmeyi... El yazısı ile notlar yazmayı... Lafı dolandırmamayı... Sevdiklerini
Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...
Aylin Kotil, Cumhuriyet Gazetesi
10 Aralık 2009 Perşembe
FARKINDAYIM DA ...:(
Aynı anda *Outdoor** dergisini karıştırdı. Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti. ** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** diye gerindi ve uyudu. *Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
|
8 Aralık 2009 Salı
GERÇEKTEN HERŞEY BİZİM ELİMİZDE Mİ?YOKSA...

Bildiğiniz gibi H1N1 yani halk arasında domuz gribi dediğimiz grip yüzünden pek çok sektör hastalıktan pek çok rant sağladı.En çok sağlayanlardan biri de antibakteriyel ürünler satan firmalar.Antibakteriyel olduğunu(sabunu,jeli) ve domuz gribine karşı koruma sağladığını üstüne bastıra bastıra kafamıza sokanlar.Onlar bunu kafalarımıza sokarken bizdeki paralarıda ceplerine soktular.Onları tek tek kınıyorum.İnsanların bilgisizliklerinden bilerek kazanç sağlayanlar bu dünyanın bir de öteki tarafı var unutmayın.
Geçen Nükhet DURU'nun programına da katılıp bilgiler veren eczacı Mehmet bey bugün de Ebru ŞALLI 'nınprogramında verdi aynı bilgileri.Mantıklı düşününce çokta doğru şeyler söyledi.
Bu domuz gribine neden olan şey bir virüs yani bizi hasta eden, bulaşan şey bir virüs türü peki o zaman insanlar neden antibakteriyel olduğunu ve domuz gribine karşı koruma sağladığını söyleyen ürünleri kullanıyorlar.Bu gribe neden olan şey bir bakteri değil ki biz elimizdeki bakterileri öldüren ürünler kullanarak domuz gribinden korunalım.Bu nasıl bir iştir neden insanların bilgisizliklerinden ve dikkatsizliklerinden yararlanarak kazanç elde etmeye çalışıyorlar.
Antibakteriyel ürünlerin yerine kullanılması gereken şeyinde antiseptik ürünler olduğunu üstüne basa basa anlattı.Antiseptiğin eldeki bütün virüs,bakteri ve mantarları öldürdüğünü söyledi.Doktorların ameliyata girerken ellerini antiseptikli solüsyonlarla sabunlarla çok iyi bir şekilde dezenfekte ettiğini yanlız bizlerin onlar kadar değil ama yinede antiseptik içerikli sabunlarla ellerimizi yıkamamız gerektiğini belirtti.
Antiseptikli ürünlerin hiçbir şekilde bakkallarda, marketlerde satılmadığını, satılamayacağını sadece ve sadece eczanelerde satıldığını ürünü alırken üstünde antiseptik yazısının bulunmasının yeterli olduğunu da vurguladı.
Elde 3 saatlik bir koruma sağlıyormuş suyun olmadığı ortamlarda kullanılmak üzere jelininde bulunduğunu yalnız günde 5 kereden fazla kullanılmaması gerektiğini yoksa elimizde bulunan derimizi koruyan dokuya zarar verebilceğini söyledi.
Ben kendi adıma soyadını şimdi hatırlayamadım ama Mehmet Bey'e ve programlarında yer vererek bilgilendiren haberdar olmamızı sağlayan Nükhet Hanım'a ve Ebru Hanım'a teşekkür ediyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





